‘Medyada dış istihbaratın oyunlarına dikkat!’

‘Medyada dış istihbaratın oyunlarına dikkat!’

Genç Demokrasi Platformu Genel Koordinatörü Ahmet Pekiyi’ye açıklamalarda bulunan Ateşli, ümmetin ve milletin geleceği ile ilgili önemli öngörülerde bulundu.

İşte o söyleşi:

YERLİ VE MİLLİ OLANA SAVAŞ AÇMIŞ YAYIN KURULUŞLARI VAR

AHMET PEKİYİ: Türkiye’de basın yayın etiğine uygun yayıncılık, habercilik yapıldığını düşünüyor musunuz?

OSMAN ATEŞLİ: Sadece bizim ülkemizde değil dünyanın pek çok yerinde bu mesele ve sınırları uzun yıllardır tartışma konusu yapılmıştır. Bazı toplumlarda etik kuralları ve basın meslek ilkeleri daha az ihlal edilmişken bazı toplumlarda ihlal korkunç boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizde de toplumda ciddi tahribatlara sebep olacak yayıncılık ve ‘habercilik katliamları’ yaşanmıştır. Bugün de toplumun yerli ve milli değerlerine savaş açmış pek çok yayın kuruluşu ve organı bu millet aleyhindeki duruşlarına devam etmektedir. Toplumun değerlerini hiçe sayarak devletine ve topluma savaş açacak noktaya varan kural tanımazlık tüm etik değerlerini de yerle bir etmektedir. Kişi hak ve özgürlüklerini bir yana koyun, ülke çıkar ve menfaatlerini bile düşünmeyen acı tablo ile karşı karşıya olduğumuzu çok rahat söyleyebiliriz.

Özellikle siyasi ihtiraslarının kurbanı olmuş dış besleme bazı basın yayın kuruluşları ve onun piyonları, sınırlarını yerine ve zamanına göre kendilerine için şekillendirdikleri sözde etik kurallarını sürekli lehlerine kullanmaktan ar edinmemiştir. Vatanımızı ve milletimizi dışarıya zayıf, güçsüz, aciz göstermede yarış içine girenler, ülkemizi yönetenleri de küresel misyon sahiplerine şikâyet etmekten geri durmamaktadırlar. İçimizdeki bu hainlere millet itibar etmemeli, hatta net tavır koymalıdır.

DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK SOL VE MARJİNALLERİN GEVELEDİĞİ KOMPLO SAKIZINA DÖNDÜ

AHMET PEKİYİ: Türkiye basını ve yayını, ideolojik yargılardan uzak bir objektifliği yakalayıp insanlığın, vicdanın, hukukun, demokrasinin sesi olabiliyor mu? 

OSMAN ATEŞLİ: Bu soruya evet diyebilmeyi çok isterdim. Ne yazık ki bu mümkün değil. Ülkemiz özellikle cumhuriyetin kuruluşundan bu güne, yıllarca ülkemiz üzerinde hesaplar yapan dış akımların da etkisiyle ideolojik kavgaların arenasına dönüştürülmüştür. Değerlerine savaş açılan toplum ister istemez bir kutuplaşmanın kucağına itilmiştir. Kutuplaşan toplum objektifliği insani ve vicdani değerleri bir tarafa iterken hukuku, demokrasinin sesi olmaktan çıkarmıştır. Bu durum özellikle basınımızı da ahlaki bir duruştan epeyce uzaklaştırmıştır. Topluma dayatma ve yönlendirme hastalığına tutulan sözde güzide basınımız neye hizmet ettiğini de hesap etmemiştir. Demokrasi ve özgürlük ise özellikle solun ve marjinal gurupların ağzında geveledikleri komplo sakızına dönüşmüştür. Sağ cenah ise geçmişin ezikliğinin tesiriyle maalesef bir duruş belirlemekte hep özürlü kalmış, zaman zaman ölçüyü kaçırmıştır. İnsani ve vicdani değerleri yücelten bir basın anlayışının yakalanabildiği gün, ki bu çok kolay olmayacaktır, toplumumuz da çok değerli bir değişime yelken açacaktır. Onun için bu ahlaki değerlere inanan ve hak davasının parçası olanlara çok büyük görevler düşmektedir. Biz önce davanın bekasına inananlar olarak kendimizi yemeyi, kardeşlik bağıyla bağlanmışları paçasından çekmeyi bırakmamız gerekiyor.

DIŞ İSTİHBARAT GÜÇLERİNİN EN ÇOK AT OYNATTIĞI MECRALARDAN BİRİ MEDYA

AHMET PEKİYİ: Ülkemizde bazı basın ve yayın organlarının dış merkezlerin kontrolünde olduğuna dair ciddi bir kanaat söz konusu. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? 

OSMAN ATEŞLİ: Özellikle bizim gibi dış etki ve müdahalelere açık ülkelerde en çok da yayın organları dış istihbarat güçlerinin at oynattığı ve toplum üzerine kendi arzu ettikleri şekilde algı operasyonları yürüttüğü alanlara dönüşmüştür.

Biraz önce de sözünü ettiğimiz gibi dış besleme, kime hizmet ettiği belirsiz çok sayıda yayın organı ülkemizde basın yayın faaliyetleri yürütmektedir. Özellikle küresel güçlerin buralarda parmağı olduğu acı bir gerçektir. Bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Geçmişte ve günümüzde küresel istihbarat savaşları büyük ölçüde medya üzerinden yürümüştür. Zira toplumun algılarıyla en kolay oynanacak mecra basın yayın kuruluşlarıdır. Her haberin bir görünen bir de görünmeyen yönü olabilir. Özellikle toplumu karşı karşıya getiren gelişmelerde bu okumaları derinlemesine yapmakta fayda görüyorum. Ülkesini ve milletini sevenler tuzaklara karşı her daim uyanık olmalıdır.

MESELE ERDOĞAN MESELESİ DEĞİL, ÜMMETİN MESELESİ

AHMET PEKİYİ: Türkiye’de basın ve yayın Yeni Sosyolojinin oluşumu ve sürdürülebilirliği konusunda nasıl bir pozisyon alıyor? Yeni Türkiye tanımlamasına basın ve yayın kuruluşlarının verdiği tepkiyi nasıl buluyorsunuz? 

OSMAN ATEŞLİ: Yeni Türkiye Tasavvuru toplumda kanıksanmış asırlık yanlışlardan dönülmesi adına, geçmişin prangalarından ve kamburlarından kurtulmak için ‘mecburi istikamet’ diyebileceğimiz bir yoldur. Bu yol kurtuluşa giden tek yoldur. Yerli ve milli değerlere sarılmaktan başka kurtuluş yolu görünmüyor. Bunun sebebi, eski Türkiye’nin pörsümüş değerlerinin geleceğin Türkiye’sinin taşıyıcı kolonları olabilecek bir derinliğe ve zenginliğe sahipolmayışıdır. Yeni Türkiye sağlam temeller üzerinde yükselmeliydi. Geçmişin önünü bile görmekten aciz liderlerinin bu ülkeye biçtiği vizyon dar gelmekteydi. Türkiye son yıllarda verdiği büyük mücadelenin sonunda kendisine dayatılan dar bakıştan ve at gözlüklerinden önemli ölçüde kurtuldu. Bunda toplumun bu yöndeki arzusu da büyük rol oynadı. Daha da ötesi; Türkiye küresel ölçekte düşünmeye başladığı için, 100 yıl sonrasını hesaplamaya, gelecekte olacakları okumaya çalıştığı için küresel güç odakları tarafından hedef seçildi. Bugün artık basınımızda yerli ve milli bir duruşu yakalamak, Yeni Türkiye Tasavvurunu, vizyonunu topluma anlatabilmek için çok daha önemlidir. Ancak basınımız ülkemizi geleceğe taşıyacak çok önemli ve hayati meseleyi sahiplenme noktasında yetersiz kalmıştır. Bu mesele sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Ak Parti’nin meselesi de değildir de aslında… Olmamalıdır da… Mesele bu ülkenin, bu milletin hatta ümmetin meselesidir. Hepimizin bekasıyla ilgili bir husustur. Onun için iktidarı, muhalefeti, Sünnisi Alevisi, Türk’ü Kürdü bu umudu sahiplenmeli, geleceğine birlikte karar vermelidir.

YENİ ANAYASA KONUSUNDA MESELENİN LOKOMOTİFİ SİYASETÇİLERSE RAYLARI MEDYA

AHMET PEKİYİ: Yeni Anayasanın yazılması ve yapılması sürecinde Türkiye basın ve yayını üzerine düşen sorumluluğu yerine getiriyor mu?

OSMAN ATEŞLİ: Yeni anayasa meselesi bugüne kadar herkesin büyük bir arzu ile istediğini söylediği, meseleyi sahiplenmeye, taşın altına elini koymaya gelince de herkesin köşe kapmaca oynar gibi kaçıştığı, kaypaklaştığı çıkmaza sürüklenmiş bir konudur. Türkiye yıllardır topluma dayatılmış, milleti hizipleştiren, ayrıştıran, öteleyen, bir anayasa metni ile yönetilmektedir. Mağdurları da tüm toplum olmuştur. Bununla birlikte şikayet edenleri de aynı şekilde… Ülkenin Yıllarına sebep olan vesayet rejimlerinin topluma bıraktığı bu yamalı bohça artık taşınacak durumda değildir. Meselenin çözümü milletin temsilcilerinin elindedir. Milleti temsil eden siyasi partiler, çözüm üreterek bunu topluma en iyi şekilde anlatmak durumundadır. Meselenin lokomotifi onlardır, medya ise o lokomotife yol açacak ray olabilir. Lokomotif çalışmaya başladıktan sonra basının görevi daha önemli hale gelecektir. Siyasiler de, basın da henüz ısınma turu atmaktadır. Bir an önce tüm toplumu kucaklayacak bir ortak metin hazırlanmalıdır. Özellikle dış güçlerin bu yöndeki önleyici hamlelerini boşa çıkarmalıyız. Başkanlık sisteminin bir an önce hayata geçirilmesi de, yeni Anayasa konusu da ülkemizin geleceğinin huzurlu olması için bir an için sonuca ulaştırılması gereken iki konudur. Artık ülkemiz, bir kısırdöngü içinde tartışılmaya devam eden bu iki meseleyi halletmelidir.

BİR AMERİKALIYA BİR FRANSIZA ÜLKESİ ALEYHİNE HABER YAPTIRSANA… 

AHMET PEKİYİ:  Basın ve Yayın sahasında ifade edilen her düşünce, ifade özgürlüğü kapsamına girer mi? Basın ve Yayın ülke/şahıs menfaatlerini gözetmeden düşünce özgürlüğü kılıfıyla her haberi yapıp her konuyu işleyebilir mi?

OSMAN ATEŞLİ: Bu soruya önceki sorularımızın cevaplarında da yer yer değindik. Özellikle bir noktanın altını iyice çizmek lazım; İfade özgürlüğü başkasına hakaret etmek, küfretmek, iftira atmak değildir. Devletini, milletini dış güçlere gammazlamak hiç değildir Bizde en çok istimal edilen kelimelerden biri de bu ifade özgürlüğüdür. En çok da yayın kuruluşları ve medya organları tarafından yürütülüyor bu saçmalık. Ahlaklı olacaksak bir defa bu çirkinliğe son vermek lazım. Empati yapmadığımız sürece bunu anlamamız mümkün değil. Başkasına hakkında 8 sütuna manşet atarken başkası benim için bunu yazsa ne derim” demek lazım. Örneğin; dün Yeni Şafak ve Yeni Akit gazetelerine yönelik çirkin bir terör saldırısı gerçekleşti. Geçmişte yayınlarına karşı çıkan bir grubun eylemi sırasında yaşanan arbedede camları kırılan ve kıyametleri koparan Doğan medyası yapılan bu hain saldırıyı neredeyse görmezden geldi. Bu böyle olmamalı…

Meselenin ülke boyutuna gelecek olursak; Ülkenin menfaati kişisel menfaatlerin her zaman üstünde olmalı. Bir Amerikalıya, bir İngilize, bir Alman’a bir Fransız’a ülkesi aleyhine haber yaptırabilir misiniz? Ülkesini ve toplumunu seven biriyse asla yaptıramazsınız. Özellikle küresel güçlere alet olan medyamıza sormak istiyorum: Peki siz her karışına şehit dedelerinizin kanlarıyla bedel ödediğinizi söylediğiniz bu vatana nasıl ihanet edebiliyorsunuz? Kendi ülkeniz aleyhine nasıl bir yalana ortak olabiliyorsunuz. Fransa’nın göbeğindeki Paris’te terör saldırısı, patlamalar oldu. Amerika 11 Eylül’ü yaşadı. Onların yayın organları tüm dünyaya görüntüleri servis etmek için yarıştılar mı? Bizde bir olay olduğu zaman kan revanı ve kaotik ortamı büyütmek için adeta yarışa giriyoruz. Onlardaki basın özgür değil mi?

KİMSE GEÇMİŞTE ÖZGÜR BASIN VARDI DEMEYE KALKMASIN

AHMET PEKİYİ: Ülkemizde basın ve yayın organları üzerinde bir baskı ve kısıtlayıcı kontrol olduğunu düşünüyor musunuz?

OSMAN ATEŞLİ: Belli ölçüde kontrol elbette vardır. Bu her devirde, her toplumda olan bir gerçek Ancak buna baskı da denilemez, kısıtlama da… Kimse eskiden özgür basın vardı demeye kalkmasın. Eskiden o kadar az basın yayın mecrası olmasına rağmen hepsi iktidar ve asker tarafından yönetiliyor ve yönlendiriliyordu. Karargahtan direktif ve talimat alan, darbecilerin tehditleri karşısında sinen, şapkasını alıp giden, kraldan çok kralcı olan yardakçı vasıfsız siyasetçileri tarih henüz unutmadı. Darbe öncesinin ve sonrasının en büyük şakşakçıları da onlardı. Millete zulmedenlere alkış tutanlar da…

Bugün devletin başındakilerin ailelerine bile dil uzatabilme ve belden aşağı vurabilme özgürlüğünü kendinde gören medya organları varken kimse basın özgürlüğü yok diyemez. Diyorsa da derken kendinden utanmalı. Geçmişte böyle bir şeye yeltenen kim varsa zindanlarda çürütülmüş, boyunlarını kaldıramadan koparılmıştı. Devleti ve milleti düşmana karşı suçlu duruma düşürmek için kumpas kuranları ben zaten gazeteci sınıfına koymuyorum. Onlar olsa olsa ülkemiz üzerinde emeli olan dış odakların ajanı olabilirler. İçimizdeki hainlerin medya üzerinden toplumun ayarları ile daha fazla oynamasına müsaade edilmemelidir.

GEÇMİŞİN VESAYETÇİSİ DARBECİSİ NEYSE BUGÜNÜN PARALEL YAPISI AYNI

AHMET PEKİYİ: Basın ve Yayın organlarının seçilmişleri ve siyasi otoriteyi kontrol altına almaya çalışmasını doğru buluyor musunuz?

OSMAN ATEŞLİ: Siyasetçiler bizzat milletin temsilcileridir. Çünkü onları bizzat millet seçmiştir. Onları oradan da ancak millet götürür. Siyasetçi de hesabını millete verir. Bir zümrenin veya kişilerin, elindeki gücü kullanarak siyasileri baskı altına almaya kalkışması, medya gücüyle baskı ve şantaj da buna dahil, kabul edilebilir bir şey değil… Ülkemiz bu tür olaylara geçmişte çok defa yaşadı. Karanlık odaklar siyaset üzerinde çeşitli enstrümanlarla vesayet kurmaya çalıştı. Geçmişin darbecileri vesayetçisi, bugünün Paralel Yapılanması aynı şekilde… Bu milletin emanetini göz göre göre gasp etmeye kalkıştılar. Buna karşı çıkabilecek tek güç milletti. Karşı durdu. Millet seçtiği temsilcilerine sahip çıktı. Kurda kuşa yem etmedi. Zira hava yeterince pusluydu. Bundan sonra da inşallah bu tür kirli planlara millet fırsat vermeyecektir.

TÜRKİYE SADECE TÜRKİYE’DEN İBARET DEĞİLDİR. BİR MEDENİYET COĞRAFYASI SINIRLARI GENİŞLİĞİNDEDİR

AHMET PEKİYİ: Ulusal Basın-Yayın kuruluşlarımızın uluslararası bir etkiye sahip olması için neler yapılmalıdır?

OSMAN ATEŞLİ: Etki alanlarımızı genişletmeliyiz. Türkiye sadece Türkiye’den ibaret değildir. Bir medeniyet coğrafyasının sınırları genişliğindedir. Bu gücümüzü iyi kullanmalıyız. Son yıllarda Anadolu Ajansı ve TRT’nin açılımları çok iyi birer örnektir. Ancak yeterli değildir. Küresel bir güce dönüşmek istiyorsak doğru haberin kaynağı biz olmak zorundayız. Bugün Rusya ve Putin kendi lobisini yapmak için ülkemizde ciddi yayıncılık faaliyeti yürütmektedir. Türkiye, Rusya’da hatta eski SSCB (Sovyetler Birliği) sınırları içinde kalan kardeş cumhuriyetlere doğruları anlatabilmiş midir? Ya da Türkiye ile ilgili yürütülen kara propagandanın etkilerini temizleyebilmiş midir? Aynı şekilde Ortadoğu coğrafyasında, Arap Yarımadası’nda, Afrika’da… Ne yazık ki hayır. Onun için küresel ölçekte lobi faaliyetleri ve çalışmalar yürütmeliyiz. ‘Dünya kardeşlerimiz’in sığınacakları tek güvenli liman biz olduğumuz gibi, gerçekleri göreceği gözleri de biz olmalıyız. Çünkü dünyaya Batı’nın enformasyonu ile baktıkları sürece bizi kardeş olarak göremeyeceklerdir.

GENÇLERİN SESİ

Bir önceki yazımız olan Bir Garip Aşk 70. bölüm fragmanı yayınlandı başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yorumlar